AnasayfaAramaKayıt OlGiriş yap

John L. Darkknight

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek
Yazar Mesaj
John L. Darkknight
Drumstrang Müd. Yrd. / Karanlık San. Prof. / Ragnarok BS
Drumstrang Müd. Yrd. / Karanlık San. Prof. / Ragnarok BS

John L. Darkknight
Erkek
Yaş : 25 Kayıt tarihi : 08/02/09 Mesaj Sayısı : 24 Nerden : Ne önemi warki xD Mücadele Tarafı : Death Eaters- Fakat bunu bilen hiç kimse yaşayamaz!! Kan Statüsü : Safkan

John L. Darkknight Vide
MesajKonu: John L. Darkknight John L. Darkknight Icon_minitimePaz Şub. 08, 2009 7:24 pm

Issız ve sessiz bu patikada ilerlerken derinden gelen ayak sesleri kulağına ilişiyordu. Biraz önce yağmur yağmasından olsa gerek ayağı yere her değdiğinde ''şıp, şıp'' sesleri çıkıyordu. Gözleri karşıya sabitlenmişti. Hafif bir rüzgar estiğinde gözlerini kırpıştırıyor, rüzgar sayesinde gözlerine giren yağmur zerrelerinin gözlerini bulanıklaştırmasını engelliyordu. Elleri siyah paltosunun ceplerinde, üşüyordu. Sarı saçları her adım attığında, zarifçe yayılmış olduğu omuzlarından biraz yükseliyor, sonra tekrar omuzlarına iniyordu. Bazen gözlerini göğe kaldırıyor, bazense hırsla aşağıya eğiyordu. İçindeki belirsizlikle, bu sislerle örtülü gizemli yolda sessizce yürüyordu. Az önce mezarlıktan çıkmıştı. Mezarlıkta ne işi vardı? Ailesinden hiç kimse ölmemişti. Ama o mezarlığa gitmiş, öylece mezarlar arasında gezinip durmuştu. Ve şimdi de biraz daha kararmış, biraz daha solmuş, kendine güvensiz ruh haliyle dolaşıyordu sokaklarda. Güneşin batmak üzere olduğunu hissedebiliyordu. Ama her zaman karanlık, her zaman ıssız olan bu yolda güneşin kızıllığını göremiyordu. Sadece yürüyordu. Hissetmeden ve anlamadan. Patikanın kenarına doğru yürüdü sessizce, oturdu ve ayaklarını altına aldı. Ellerini cebinden çıkardı ve gülümsedi -uzun bir aradan sonra- Bembeyaz teni morarmaya başlıyordu. Nedenini biliyordu bunun. Üşüdüğünde hiç kimseye olmayan bir biçimde morarmaya başlardı. Tuhaf. ''Che cosa sto facendo?''-Burada ne yapıyorum- diye mırıldandı. Yalnız olduğu zamanlarda İtalyanca konuşurdu. Yine öyle yapmıştı. Yerden gelen soğuklukla üşümesi giderek artıyordu. Ama kalkmak, gitmek, düşünmek istemiyordu. Sadece burada böyle hissetmeden oturmak istiyordu. Eğer giderse yine boğulacaktı düşüncelerin içinde. Hiç olmazsa burada iyiydi. Hiç olmazsa burada düşünmesine gerek yoktu. Hem giderse; bin ton soruyla karşılaşacaktı. Neden gittin? Nerelerdeydin? Sıkılıyordu bu sorulardan. Zorla kötü cevaplar vermesine neden oluyorlardı.

Morarmış ellerini dudak hizasına getirmiş, nefesiyle ısıtmaya çalışıyordu onları. Soğuktan parmakları kaskatı kesilmişti ve havanın soğukluğu yüzünü bir bıçak gibi kesip geçiyordu adeta. O buraya geldikten sonra saatler geçmişti ama soğuğu iliklerinde hissetmesine karşın kalkmamıştı yerinden. Yere oturup, bağdaş kurmuş ve boş gözlerle karşısını seyretmişti. Üşüyerek hatta donarak. Oturduğu taştan gelen soğuklukla ürperiyordu ama hissetmiyormuşçasına boş boş bakmayı sürdürüyordu. Neden böyleydi? Oda bilmiyordu. Bu sessizlik içinde hissetmeden oturmasını sürdürürken arkadan kendisine sertçe çarpan biri tarafından, uyuduğu uykudan uyandırıldı sanki. Bir hışımla arkasını dönüp, sinirle ona çarpan kişiye baktı. Gözlerinde korku okunuyordu kadının. Kahve rengi, uzun saçları omuzlarına dökülüyor ara sıra sertçe esen rüzgarla uçuşuyordu. Kadın korkusunu belli etmemeye çalışsada bunu o mavi gözlerinden anlamak zor değildi. Ağzını açıp konuşmaya başlayacakken kadının sesi yankılandı kulaklarında. Hesap soruyormuşçasına gözlerini Ellen'in buz mavisi gözlerine dikmişti. Söylediği sözler Ellen’in aklında dolanıyordu. Burada ne işi olduğunu sormuştu. Gözlerini küçümser bir havaya bürüyerek konuştu;


''Ah, bayan. Bunu bana sormaya hakkınız olduğunu sanmıyorum. Burada ne aradığım sizi hiç ilgilendirmez, değil mi?''

Sözlerinin sonuna doğru sesindeki alaycı tavır yerini öfkeye bıraktı. Kim oluyordu da ona hesap soruyordu. Zarif, çocuksu ve masum bir görünüşü vardı.

Arkasından onlara yaklaşan ayak sesleri kulağında bir ritim tutmuşçasına düzenliydi. Ses yaklaştı, yaklaştı ve artık tam arkalarındaydı. Çok geçmeden bu ayak seslerinin sahibinin sesi duyuldu.


"Bu soğukta, hem de gecenin bu saatinde annesini rüyasında gören bir ben değilmişim demek ki, ha?"

İnce, zarif, meraklı, tok bir ses. Kulağa hoş geliyordu. Bu güzel sesin sahibi de güzel bir kadın olmalıydı. Sakince arkasını dönüp, fısıltıyla konuşan kadının sözcüklerini anlamaya çabaladı. Bu arada eli cebindeki asasını kavramıştı bile.

Hava gittikçe soğuyor ve yüzü gittikçe gerilmeye başlıyordu. Kadının sözü üstüne yüzünde bir sırıtış belirdi.


''Annem, ha? Onu rüyamda gördüğümü sanmıyorum.''

Sessiz ve yorgun ses tonuyla söylediği sözcükler ağzından çıktığı anda o yüzündeki sırıtışı bir kenara bırakıp ciddiyetini takındı. Ne kadar tanıdık bir yüzdü öyle. Sanki eskilerden çok eskilerden tanıyordu bu kadını. Gece kadar siyah saçları beline kadar uzanıyor ve mavi gözleri endişeyle Ellen'i süzüyordu. Kadının burnu ve yanakları pembeleşmişti. Derin nefesler alıyordu Ellen. Nefesini dudaklarından bıraktığında beyaz bir buhar halinde havaya karışıyor ve yok oluyordu. Eli hala asasındaydı. Korkmuyordu ama tedirgindi. Gecenin bu vakti yatağında olmak yerine buz gibi soğukta dışarıda olacak tek insanlardı üçü. Ne kadar akıllılardı. Uyumak yerine gelip burada boş boş oturmayı tercih etmişlerdi. Hepsinin çözemedikleri bir sorunu vardı belki de. Ellen gibi nedenini bilmedikleri ama bir şey olduğunu hissettikleri sorunları. Asasını cebinde bırakıp siyah montunu çenesine kadar sıkıca ilikleyip, montun kollarını çekiştirerek ellerini kapatmaya çabaladı. Mavi gözleri bile rüzgârın etkisiyle üşüyordu. Elini tekrar cebine soktu ama asasını eline almaya gerek duymadı. Kadının hoş sesi patikada yankılandı. Ellen şaşırmıştı

"Miss Prevért! Ulu Tanrı'm! Ben-ben Chloé Kristin Prevért. Eski Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü. Tanımadınız mı yoksa?"


Kadının tiz sesi kulaklarında yankılanırken, onu nereden tanıdığını düşünüyordu . Profesör kelimesi kulağına ilişince bütün parçalar yerine oturmuşçasına netleşmişti hafızası. Miss Prevért karşısında duruyordu, iş mi bu ? Hem akrabasıydı da. Bu kadar zaman nasıl olmuştu da görüşememişlerdi. Tüm bunlar zihninde dolanırken dudaklarından dökülen sözcükleri durduramadı.

''Cholé! İnanmıyorum. Ne kadar zaman oldu değil mi ?''

Sesi heyecanla yankılanmıştı patikada. Üşümesi aniden kesilmişti sanki. Gerçi hala iliklerinde soğuğu hissediyordu ama aldırmazları oynuyordu. Sarı saçaları rüzgârın etkisiyle uçuşup dururken, gözlerini rüzgârdan korumak için kısmıştı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Cruella Anthea Dantes
Admin / Hogwarts Müdüresi / İksir Prof. / Ravenclaw B.S
Admin / Hogwarts Müdüresi / İksir Prof. / Ravenclaw B.S

Cruella Anthea Dantes
Kadın
Yaş : 24 Kayıt tarihi : 24/01/09 Mesaj Sayısı : 62 Nerden : LonDra Mücadele Tarafı : Aydınlık Kan Statüsü : Safkan

John L. Darkknight Vide
MesajKonu: Geri: John L. Darkknight John L. Darkknight Icon_minitimePaz Şub. 08, 2009 7:33 pm

*Renkler bunaltıcı . Görünüm pek iyi sayılmaz . Uzunluk fena değil . Betimlemelerin güzel .

*Puan 82
_________________
John L. Darkknight Britney
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
https://magicalworld.forumdizini.com

John L. Darkknight

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var: Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Magical World :: Magical World :: Rp Dersliği -